SINAVA HAZIRLANAN AİLELER


             Bilindiği gibi günümüzde, çocuklar eğitime ayak bastıkları ilk günden itibaren zorunlu bir yarış içine itilmekte, daha yaşama fırsatı bulamadan sınav üstüne sınavla tanışmakta, sürekli bilgi depolayıp bunu öğretmenlerine, akrabalarına ve (en önemlisi) ailelerine göstermek, kanıtlamak zorunda kalmaktadırlar. Ailelerin, çocuklarını hep başarılı olarak görmek istemesi, çocuklarını sürekli bu yönde güdülemeleri, aileleri de bu rekabet içine itmekte; deyim yerindeyse, sınavlara sadece çocuklar değil, aileler hazırlanmaktadır.
           Aile, elbette ki çocuğunun iyi bir eğitim alması, sınavlarda ve okulunda başarılı olması için çaba gösterecektir. Bunda bir yanlışlık yoktur. Burada dikkat edilmesi gereken, çocuğun olası başarısızlıkları karşısında yıkıma uğramasına yol açabilecek bir tavır içine girmemektir. Yaşamda başarı kadar başarısızlık da doğaldır. Çoğu kez bir dersten başarısız olmak da dünyanın sonu değildir. Sınava hazırlanan bir öğrencinin anne ve babasına önemli görevler düşmektedir. Anne ve babaya düşen temel görevler , ailenin bütçesinin sınırlarını zorlayarak çocuğuna en iyi eğitim imkanlarını sunmak ve ona uygun çalışma şartlarını hazırlamakla sınırlı değildir. Çocuğunuzun başarısını etkileyen en önemli etkenlerden birisi, ailenin yaşantı ortamı ve tutumudur. Çocuğunuz için sağlayacağınız hiçbir olanak evdeki mutlu ve insancıl ilişkilerden daha teşvik edici değildir. Bunun yanı sıra bazı küçük özveriler, onların başarılı olmalarına katkı sunarak, mutlu kişiler olarak topluma katılmalarını sağlayacaktır. Yaptığınız özverileri çocuklarınızın başına kakmayın. Onlarla ilgilenin, veli toplantılarına mutlaka katılın, toplantıların dışında da durumlarını öğrenmek için okullarına gidin. Öğretmenleri ile tanışın. Bu davranışlar öğrencinize güven verecektir. Okula ve dershaneye devam durumunu sürekli izleyin. Öğrenci böylece kendisi ile ilgilenildiğini ve değer verildiğini düşünür. Ça-ğımız gençliğinin yakındığı konulardan biri de velilerin ilgisizliğidir. Öğreniminiz yeterli ise çocuğunuzun derslerine yardımcı olun. Sadece "çalış, daha ne duruyor-sun, sınava ben mi gireceğim!" demeyin. Unut-mayın ki "çalışan çocuğunuzun eline getirdiğiniz bir bardak çay" onu dünyanın en mutlu insanı yapacaktır

ÇOCUĞUNUZUN KAYGISINI ARTTIRMAYIN

               Anadolu - Fen Lisesi veya ÖSS gibi sınavlara hazırlanan bir öğrencinin yaşadığı kaygının iki sebebi vardır: Birinci sebep bütünüyle gerçek ve akılcı bir temele dayanır. Sonuçları hayatın akışını etkileyecek büyük bir yarışta yer alacak olmaktan kaygı duymak, doğal ve yerinde bir durumdur. Ancak ikinci sebep, birincisi gibi gerçek ve akılcı bir temele dayanmaz. "Anneme - babama ne diyeceğim?", "Arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakacağım?", "Akrabalarımın önüne nasıl çıkacağım?", "Tanıdıklarıma karşı mahcup olacağım?" gibi düşünceler sınavlara hazırlanan öğrencinin kaygısını yükseltir. Her konuda olduğu gibi sınavlarda başarı için de belirli bir düzeyde kaygıya gerek vardır. Sınavlara hazırlanan bir genç (çok ender rastlanabilecek çok az sayıda kişi hariç), öğrenme ve başarı için gerekli olan düzeyde kaygıya sahiptir. Öğrenmeyi, akıl yürütmeyi ve sınav başarısını olumsuz yönde etkileyen, temelinde öğrencinin kendine güvensizliği altında yatan yüksek kaygıdır. Gencin kendisine güvensizliği ise önemli ölçüde anne ve babasının bilerek veya bilmeyerek uyguladığı eğitim ve yaklaşımların sonucudur. Anne-babanın çok küçük yaştan başlayarak yüksek başarı beklentisi, çocuğun hatalarını düzeltmek için onu eleştirmek, çocuğun dayak, hırpalama gibi cezalarla eğitilmesi, yargı ifadesi (haylaz, tembel, sorumsuz, dağınık, pısırık, yavaş, vb...) çocuğun kendine olan güvenini zayıflatır. Bunun sonucu ortaya çıkan kaygı, başarıya olumlu katkısı olmayan kaygıdır ve bununla başa çıkmak çok zordur. Çocukların sınava hazırlandıkları sırada anne-babalara düşen en önemli görev, çocuklarının çalışma isteğini artırmak ve onu çalışmaya teşvik etmek için kaygı yükseltici yaklaşımlardan kaçınmaktır. "Bu kadar çalışmayla kazanamazsın..." "Bu kafayla gidersen zor kazanırsın..." "Amcanın oğlu Fen Lisesi" ni kazandı, bakalım sen ne yapacaksın..." " Teyzenin kızı tıbbı kazandı , çalımından, havasından yanına varılmıyor, aman bizi mahcup etme..." türünden yaklaşımlar genci çalışmaya teşvik etmez, tam tersine yükselen kaygı sebebiyle onu adeta "kıpırdayamaz" duruma getirir. Çocuklar kendilerine genel olarak nasıl davranılırsa kendilerini öyle algılama eğilimindedirler. Öncelikle konuşma ve davranışlarda kardeşleri karşılaştırmaktan kaçınmak gerekir. Çocuklar arasında yaş farkı az ise onlardan beklentilerinizin ve evdeki sorumluluklarının da benzer olması gerekmektedir. Bu konuya bir örnek verelim: Çocuklardan birinin boyunun kısa olduğunu varsayalım. Onu teselli etmekten çok, ona bazı sorumluluklar verip yaptığı işleri takdir ederek kendisini önemli hissetmesine yardımcı olmak gerekir. Genel sağlık durumu,beslenme,spor yapma gibi çeşitli faktörler de bedenin gelişmesi ve boy uzaması üzerinde etkili olmaktadır. Yeteneklerini araştırarak zevk alabileceği derslerin dışında spor ya da güzel sanatlar gibi bir alanda faaliyette bulunmasını sağlamakta yarar vardır. Böylece kendisini yaşıtları ile karşılaştırırken boyunun dışındaki özelliklerini de dikkate almasını sağlamış olursunuz. Olumlu bir özelliği ile yaşıtları ve yakın çevresinin dikkatini çekmesi, ilgi gördüğünü hissetmesi çocuğunuzun kendine olan güvenini artıracaktır. Arkadaşları arasına katılmasını sağlayacaktır. Başka çocuklarda bulunan üstünlükleri onda da görmek istiyorsak bunları ona duyurma ya da sezdirmeyi yeterli saymalıyız. Sert davranışlar, geçici olarak çocuğa yön verirmiş gibi görünürse de sürekli gelişme ve başarıyı sağlamaz.

 

ÇOCUĞUNUZA UYGUN ÇALIŞMA ORTAMINI HAZIRLAYIN

          Çocuğunuzun evde rahatça çalışabilmesi için, olanak ve yer hazırlayın. Durumunuz elverirse, masa ve iskemle alın. Ayrıca çalışma odası düzenleyin. Çantasını, odasındaki kitaplığını, yatağını kendisi düzeltsin. Gitgide bu işlere alışsın. Eğer ayrı bir çalışma odası düzenlemeniz mümkün değilse uygun odalardan birinde çalışma köşesi de düzenleyebilirsiniz. Çalışma odası mümkün olduğu kadar fazla sıcak veya soğuk olmamalıdır, iyi havalandırılmalı ve sessiz olmalıdır. Çalışma masası ve yüksekliği çocuğunuzun boyuna göre ayarlanmalıdır. Ders çalışırken müzik dinlemek, poster, afiş ve resimler dikkatin dağılmasına, öğrencinin hayal dünyasına kaymasına yardımcı olur. Posterler en azından öğrencinin ders çalışırken göremeyeceği yerlere asılmalıdır. Öğrenci çalışma masasını, sadece ders çalışırken kullanmalıdır. Belirli bir çalışma alanı ile çalışma davranışı arasında şartlı refleks türünden ilişki kurabilmek büyük önem taşır. Böylece çalışma masasına oturmak, çalışmaya başlamak için "uyarıcı" rolü oynar ve çalışmayı başlatır. Çalışmaya başlamadan önce çalışma sırasında gerekli olacak bütün malzemenin el altında bulunması, dikkatte kopmalara yol açacak kesintileri önlemek açısından yararlıdır.